Bir Dünyalının Not Defteri

Aralık 8, 2008

SOSYOLOJİ TARİHİ 1[3] – Yrd.Doç.Dr.Suna TEKEL

Filed under: Ders Notları,Sosyoloji — kivanc @ 20:43

SOSYOLOJİ TARİHİ-1 BÖLÜM 3 GÜZ DÖNEMİ 2002Yrd. Doç.Dr.Suna TEKEL
http://web.inonu.edu.tr/~stekel/sostar13.htm

SOSYOLOJİ TEORİLERİNİN ORTAYA ÇIKMASINDA ETKİLİ OLAN TOPLUMSAL YAŞAMDAKİ DEĞİŞİKLİKLER

Bu bölümde sosyolojinin bir bilim olarak 19. Yüzyılda ortaya çıkmasında etkili olan belli başlı toplumsal değişmeleri gözden geçirelim:

1)- AYDINLANMA DÜŞÜNCESİNİN ETKİSİ

Aydınlanma felsefi düşüncede dikkate değer bir zihni gelişme ve değişiklik yaratmıştır. Aydınlanma dönemi düşünürlerini etkileyen iki akımdan bahsedebiliriz; 17. Yüzyıl felsefi anlayışı ve bilimsel gelişmeler.

17. yüzyıl felsefesi; Rene Descartes, Thomas Hobbes ve John Locke’un yazılarında belirginleşmiştir. Daha önceki dönemlerde olmadığı kadar Aydınlanma düşünürleri insanın aklı ile evreni anlayabileceğine dair bir anlayış geliştirmişlerdir. Bunun da sebebi olarak o dönemde fizik biliminde ortaya çıkan başarıların onları doğa kanunlarının evrensel olarak uygulanabilirliği temelinde yeni bir evren anlayışına götürmesidir. Bu dönemde gerçek merkezi entelektüel hedef olmuştur, ancak gerçeğin bilgisine gelenek ve otorite temelli bir bakış yerine rasyonalizm ve empirisizmden hareketle ulaşılmaktadır.

Eğer bilim, fiziki dünyadaki doğa kanunlarının işleyişini ortaya çıkarmışsa, belki de benzer yöntemler sosyal ve kültürel dünyanın kanunlarını da ortaya çıkarabilecektir. Böylelikle o dönemin düşünürleri, toplumsal hayatın tüm yönlerini araştırmışlar; politik, dini, sosyal ve ahlaki kurumları analiz etmişler ve incelemişlerdir. Bunları akılcı bir tutumla ele alarak eleştirmiş ve irrasyonel (akılcı olmayan) olanların değişmesini talep etmişlerdir. Bu anlamda geleneksel değerler ve tutumları eleştirerek irrasyonel olarak değerlendirmişlerdir. Onlara göre bu kurumlar, insan tabiatına zıt olan, insanın gelişme ve ilerlemesine engel olan , insanın kendi potansiyelini gerçekleştirmesinde önleyici olarak değerlendirilmektedir. Eleştiri bu dönem düşünürlerin temel silahı olmuştur. Batıl inançlarla, dar görüşlülükle, hoşgörüsüzlükle savaşmışlardır. Yine o dönemde var olan feodal sınıfın ayrıcalıklarına, onların endüstri ve ticari faaliyetler üzerindeki engellerine saldırmışlardır,.

Aydınlanma düşünürlerinin 17. Yüzyıl filozoflarından farklı olarak; sistematik çıkarım yöntemi yerine doğa bilimlerinin yöntem anlayışı üzerinde kendi açıklamalarını oluşturmuşlardır. Buradan hareketle aydınlanma düşüncesinde yeni ve orijinal olan; Newton fiziğinin metodolojik kalıplarının uygulanması olmaktadır. Newton deneylerden elde edilen olgularla ilgilenmiştir, ilkeleri ise gözlem ve deneye dayanmaktadır yani kısaca söylemek gerekirse deneysel temellidir.

Aydınlanma, insanın evrensel boyutta toplumsal hakları ve ödevleri ile insanın yeniden (Önceden Stoa öğretisi’nde yer almıştır) bir inceleme alanı olarak ele alındığı düşünce hareketi olmuştur.

Bu dönemde ortaya çıkan diğer bir gelişme ise, Diderot ve D’Alembert tarafından hazırlanmış olan Ansiklopedi çalışmalarıdır. Ansiklopedi herhangi bir bilgi kitabından daha fazla bir şeydir çünkü; kitap içinde yer alan konularla ilgili tanımlar doğaüstü önyargılardan sıyrılarak ussal (akılcı) düşünce ve bilimsel kavrayış temelinde ele alınmaktadır. Ansiklopedistlerin en önemli özellikleri ise, en çetrefil konuları herkesin anlayabileceği bir açıklıkla anlatmalarıdır. Bu çalışmada Diderot’nun etkilendiği kişiler Locke ve Condillac olmuştur. Locke’un deneyciliği Condillac’ın ise fikirlerin deneyle ilişki içinde, dünyayla ilişki içinde tekrar ele alınması gerektiği anlayışı olmuştur. Newton’un yöntem anlayışına bağlı olan Condillac’ın bilgi kuramı tüm Aydınlanmacıların bilgi anlayışına uymaktadır.

Şimdi Aydınlanma düşüncesinin ana hatlarını maddeler halinde toplayalım:

1. Doğaüstünün doğalla, dinin bilimle, Tanrısal buyruğun doğa yasası ile ve din adamlarının filozoflarla yer değiştirmesi göze çarpmaktadır.

2. Sosyal,siyasal ve hatta dinsel sorunların çözümünde bir araç olarak deneyin rehberliğindeki akıl belirleyici unsurlardır.

3. Aydınlanma düşünürleri insan ve toplumun mükemmelleştirilebileceğine inanmışlardır.

4. İnsanın özellikle yönetimin baskı ve kötülüklerinden uzak tutulma hakkı olmak üzere, insan haklarına saygı anlayışı hakimdir.

Sosyolojinin Fransa’da bir bilim olarak ortaya çıkmasından hareketle Fransız düşünürlerinin, buradan hareketle Fransız sosyolojisinin Aydınlanma’dan olumlu olarak etkilendiğini söylemek yani, o dönemdeki Fransız sosyologlarının rasyonel, deneysel, bilimsel ve değişme yönelimli olduklarını söylemek tamamiyle mümkün görülmemektedir. Çünkü Aydınlanma’ya karşı olarak gelişen düşüncelerde o dönem sosyoloji üzerinde etkili olmuştur. Buradan hareketle Aydınlanma’nın sosyoloji üzerindeki etkisinin olumsuz ve dolaylı yoldan olduğu söylenebilmektedir.

O dönemde Aydınlanma düşüncesine tepki gösteren en önemli düşünürler; Joesph de Maistre (1753-1821) ve Louis de Bonald (1754-1840) ‘dır. Bu kişiler sadece Aydınlanma’nın getirdiği düşünce ve değerlere değil Fransız Devrimi’nin sonuçlarına da tepki göstermişlerdir. Özellikle de Bonald tekrar Ortaçağ döneminin düzenli ve barışçıl ortamına dönmek istemiştir. O dönemdeki karışıklıklar, anarşi ve Fransız Devrimi sonrasındaki radikal değişmeler onları kendi felsefi anlayışlarında düzen ve istikrar temelinde; gelenek, otorite, statü,fonksiyon, norm gibi kavramlar üzerinde durmaya sevk etmiştir. Bu yorum 18. Yüzyıl Aydınlanma düşüncesi ile karşılaştırılacak olursa; ilgi alanın bireyden gruba, var olan düzenin eleştirilmesi yerine düzeninin savunulmasına ve toplumsal değişme yerine toplumsal istikrara doğru bir kayış olduğu görülmektedir.

Şimdi bu karşılaştırmayı maddeler halinde özetleyelim;

1. Aydınlanma düşünürleri bireyi vurgularken, tepki gösterenlerin temel sosyolojik ilgisi toplum olmuştur. Toplum sadece bireylerin toplamı olarak ele alınmamakta, geçmişte kökleri olan ve kendi gelişme kanunları olan bir bütünlük olarak ele alınmaktadır.

2. Toplum incelemelerin temel birimidir, bu bireyden daha önemli olduğu anlamına gelmektedir. Diğer bir deyişle birey toplum sayesinde vardır, bu noktada sosyalleşme süreçleri etkili olmaktadır.

3. Birey toplum içinde en temel unsur olarak görülmez. Çünkü toplum genel olarak kurumlar, yapılar, statüler ve roller gibi unsurlardan oluşmuştur.

4. Toplumu oluşturan unsurlar birbirleriyle ilişkili ve karşılıklı bağımlılıkları temelinde ele alınır. Buradan bu karşılıklı ilişki ve bağımlılık içinde olan unsurlardan birinde meydana gelen bir değişiklik diğer parçaları ve sonuçta ise toplumun bütününü etkilemektedir. O zaman toplumda yapılacak değişiklikler özen ve itina ile yapılmalıdır.

5. Toplumdaki değişme sadece toplum ve onu oluşturan unsurlar açısından değil toplum içindeki birey açısından da tehlikeli görülmektedir. Çünkü toplumdaki kurumlar bireylerin toplumsal ihtiyaçlarına yöneliktir, o zaman bunlarda meydana gelen bir değişmeden birey sıkıntı çekecek, buradan ise toplumsal düzensizliğe yol açmış olacaktır.

6. Toplumdaki daha küçük birimler; aile, komşuluk,din, mesleki gruplar toplum ve birey açısından oldukça gereklidir. Çünkü bu birimler modern toplumlarda yaşayan insanların yüzyüze samimi bağlar kurmasına imkan tanımaktadır.

7. Endüstrileşme, şehirleşme ve bürokrasi gibi o dönemde yeni yeni filizlenen olgular düzeni bozucu olarak ele alınmaktadır.

8. Toplumdaki bu değişimler daha rasyonel bir topluma gidişi sağlamaktadır ancak ibadet, ayin gibi irrasyonel unsurlar da önemini korumaktadır.

9. Son olarak ise toplumda o dönemde var olan hiyerarşik yapının korunmasını istemişlerdir.

Bu önermeler Aydınlanma’ya tepki olarak ortaya çıkan Fransız sosyolojisinin gelişmesinin entelektüel temeli olarak ele alınmalıdır. İlk sosyoloji düşünürleri bu düşünce temelleri yanında Aydınlanma’nın diğer düşünsel kaynağını oluşturan bilimsel yöntemin kullanılması düşüncesinden de etkilenmişlerdir.

2)- Politik Devrimler

Aydınlanma düşüncesinin daha doğrusu anlatımını aydınlanma düşüncesinde bulan gelişmelerin yarattığı Fransız Devrimi, dünya tarihinin en önemli birkaç olayından birisidir. Rönesansla birlikte gelişmeye başlayan birey hakları ve bunu özel bir anlatımı olan özgürlük kavramı 18. Yüzyılda insan yaşamının temel kavramlarından biri durumuna gelmiştir. Birey haklarının ya da daha genel bir söyleyişle insan haklarının birinci planda konu edilmesi doğal olarak demokrasi inancının gelişmesine, buna bağlı olarak da yasa düzeni kurma eğilimlerinin gelişmesine yol açmıştır. Böylece mutlak yöneticiyi kurtarıcı olarak gören Rönesans dönemi ve 18. Yüzyıl insanıyla mutlak yöneticiyi despot sayan yeni insan tipi arasında büyük ayrılıklar ortaya çıkmış olmaktadır.

Fransa’da en belirgin anlamının Rousseau’da görüldüğü demokrasi bilinci yavaş yavaş Fransız Devrimi’nin hazırlamıştır. O dönem Fransa’nın durumuna bakıldığında ise mutlak yönetim anlayışının hiçbir yasa ya da denetim olmadan uygulanmakta olduğu, insanlar arasındaki ayrıcalıkların büyük farklılıklar yaratmakta olduğu, yönetimin ise gizlilik içinde ve adaletsiz bir uygulama yaptığı görülmektedir. 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi ise mutlak yönetim fikri ile çelişmekte olup insanın hukuk açısından özgür ve eşit doğduğu ve özgür ve eşit kalacağını, her siyasal yönetimin insanların özgürlük, mülkiyet, güvenlik gibi en temel haklarını korumakla yükümlü olduğunu, , özgürlüğün ise başkasına zarar vermeden herşeyi yapabilme olduğu düşüncelerini içermektedir. Böyle bir ortamda beliren Fransız Devrimi ve onu takip eden diğerleri sosyoloji teorilerinin ortay çıkmasında etkili olmuştur. Bu devrimlerin etkileri toplumlar üstünde şaşırtıcı büyüklükte olmuştur ancak sosyolojinin öncü teorisyenleri genellikle Fransız Devrimi’nin olumsuz sonuçları üzerine durmuşlardır. Bu düşünürler, özellikle Fransa’da toplumsal değişimler sonunda ortaya çıkan düzensiz ve karışık ortamdan rahatsızlık duymuşlardır. Bu düşünürlerin birleştikleri ortak nokta ise, toplum düzenini yeniden yapılandırmak olmuştur. Bazıları eski toplum düzenine dönmeyi amaçlarken diğer bazıları ise toplumsal değişimleri geri dönüşümleri imkansız olarak ele alıp değişiklikler doğrultusunda biçimlendirmek istemişlerdir. Bu bakış açısı ile 17. Ve 18. Yüzyıl politik devrimleri ile değişen toplum düzeninin yeni temellerini aramaya yönelmişlerdir. Bu bakış açısı birçok sosyolojik teorilerin temel ilgi alanı olmuştur.

3)- Sanayi Devrimi ve Kapitalizm

Sosyoloji teorilerinin ortaya çıkması ve ilgi alanlarını belirleyen diğer bir toplumsal olgu, özellikle 19. Yüzyılın sonu ve 20. Yüzyılın başlangıcında birçok batı toplumunu etkileyen Sanayi Devrimi’dir. Sanayi Devrimi değişimi ortaya çıkaran tek neden olarak ele alınmamalıdır. Sanayi Devrimi ile geniş tarımsal ekonomik yapıdan karşı konulması güç bir etki ile endüstriyel üretim sistemine geçilmiştir. Birçok insan kendi çiftliğini ve tarımsal alandaki işini bırakıp endüstriyel işlerin yapıldığı fabrikalarda çalışmaya başlamıştır. Fabrikalar ise teknolojik gelişmelerin etkisiyle, organizasyon yapılarından üretim tekniklerine kadar çok kapsamlı değişimlerin ortaya çıkmasına imkan hazırlamışlardır. Bu büyük organizasyonların yapılarına uygun olarak ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere bürokratik sistemler ortaya çıkmıştır ve bütün olarak bakıldığında ise kapitalist ekonomik sistem mevcut olmuştur. Bu ekonomik düzen içindeki işleyiş birçok endüstriyel ürünün alış ve satışına imkan sağlayan serbest pazar düşüncesi ile olmaktadır. Yine bu sistem içinde çoğunluğun düşük ücretle ve uzun saatler çalışmasına karşılık daha az sayıda insanın daha fazla ücret alır durumda olması endüstriyel sistem ve kapitalizmin işleyişine yönelik olarak karşı düşüncelerinde örneğin sosyalizm gibi ortaya çıkmasının nedeni olmuştur. Sosyalizm de sosyoloji teorilerini doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemiş olan bir düşünce akımı olmuştur.

4)-Şehirleşme

Sanayi Devrimi’nin bir sonucu olarak birçok insan 19.yüzyıl sonu ve 20. Yüzyıl başlarında kırsal kesimlerden şehirlere taşınıştır. Yine endüstriyel sisteme bağlı olarak çok çeşitli meslekler ortaya çıkmıştır. Ancak bu gelişmeler beraberinde kırsal kesimden şehire yerleşmek için gelenler açısından şehir yaşantısına uyum sağlama sorununu da beraberinde getirmiştir. Yine bu arada şehirlerin kalabalıklaşması, gürültü, kirlilik, trafik ve benzer sorunlar şehir içinde yaşayanların yaşamlarını olumsuz yönde etkilemeye başlamıştır. Şehir hayatı ve ondan kaynaklanan sorunlar çağdaş sosyoloji teorileri içinde pek çok sosyoloğun ilgi alanı olmuştur. Ameikan sosyolojisi içinde gelişen Chicago Okulu bu duruma örnek olarak verilebilmektedir.

Reklamlar

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: