Bir Dünyalının Not Defteri

Aralık 8, 2008

SOSYOLOJİ TARİHİ 1[2] – Yrd.Doç.Dr.Suna TEKEL

Filed under: Ders Notları,Sosyoloji — kivanc @ 20:39

SOSYOLOJİ TARİHİ-1 BÖLÜM 2 GÜZ DÖNEMİ 2002Yrd. Doç.Dr.Suna TEKEL

http://web.inonu.edu.tr/~stekel/sostar12.htm
MONTESQUIEU (1689-1755)

Montesquıeu’nün düşüncelerini incelemeye başlamadan önce özgeçmişine kısa bir bakış ile düşünürü daha iyi tanımak mümkün olabilecektir:

· 1689 18 Ocak. Charles-Louis de Secondat Bordeaux kenti yakınındaki de la Bredè’de doğmuştur.

· 1700-1705 Juilly’de ortaöğrenimini tamamlamıştır.

· 1708-1709 Paris’te hukuk eğitimine başlamıştır.

· 1714 Bordeaux parlamentosunda meclis üyesi olmuştur.

· 1715 Jeanne de Lartigue ile evlenmiştir.

· 1716 Bordeaux Bilimler akademisine seçilmiştir. Amcası Bordeaux mahkemesi başkanlığını ve bütün malını Montesquıeu’ya bırakmıştır.

· 1717-1721 Bilime olan ilgisi artmış, fizik, jeoloji ve fizyolojiye ilişkin yazılar yazmıştır.

· 1721 “Acem Mektupları (Persian Letters)” adlı eseri imzasız olarak yayımlanmış ve büyük ilgi görmüştür.

· 1725 Mahkeme Başkanlığı’nı bırakarak Paris’e dönmüştür.

· 1728 Fransız Akademisine seçilmiştir ve Almanya, Avusturya, İsviçre, İtalya, Hollanda ve İngiltere’ye yolculuklar yapmıştır.

· 1729-1730 İngiltere’de kalmıştır. Londra Kraliyet Akademisi’ne seçilmiştir.

· 1734 İkinci kitabı olan “Romalıların Büyüklük ve Çöküşleri Üzerine” (Consideration sur les causes de la gradeur et de la decadence de Romains) ‘yi yayımlamıştır.

· 1748 “Kanunların Ruhu Üzerine (Spirit of the Laws)” adlı eserini Cenevre’de yazar adı olmaksızın yayımlamıştır.

· 1755 10 Şubat. Paris’te ölmüştür.

Montesquıeu, Fransa’da genel olarak Sosyolojinin öncüsü olarak düşünülmektedir. Sosyolojinin adını bulan Auguste Comte’dur ancak toplumun bilimsel olarak incelenmesi düşüncesi Montesquıeu’nün çalışmalarında görülebilmektedir. Düşünce tarihçileri, Montesquıeu’yu romancı bir yazar, bir hukukçu ve siyaset felsefesi olarak değerlendirmişlerdir. Ancak eserleri arasında yer alan “Kanunların Ruhu Üzerine” adlı eseri merkezi bir yer tutmaktadır. Çünkü bu eserinde yapmak istediği tarihi anlaşılır kılmak, tarihsel veriyi anlamaktır. Tarihsel veri ona geleneklerin, göreneklerin, düşüncelerin, yasaların, kurumların sonsuz çeşitliliği içinde görülmektedir. Araştırmanın hareket noktası tamamen tutarsız görülen bu çeşitliliktir. Araştırmanın amacı ise, tutarsız çeşitliliğin nedenlerini bulmaktır. Burada Montesquıeu tıpkı Max Weber gibi tutarsız veriden anlaşılır düzene geçmek istemektedir. Böylelikle insan toplumlarının açıklanmasında doğaüstü olanı devreden çıkarmış ve toplumsal olguların incelenmesinde karşılaştırmalı yöntemi geliştirmiştir. İşte bu yöntem anlayışı onun sosyolojinin öncülü olmasını sağlamıştır.

Montesquıeu Ortaçağ düşüncesinden farklı olarak toplumdaki düzenliliklere daha modern bir düşünce ile yaklaşmıştır. Toplumda sosyal ve tarihsel gelişmenin kanunlarını ortaya çıkarmak içinolguları incelemiştir. Montesquıeu “Kanunların Ruhu Üzerine” adlı eserinin önsözünde şöyle demiştir;” önce insanları inceledim ve yasaların geleneklerin sonsuz çeşitliliği içinde sadece kendi keyif ve isteklerine göre yönetilmediklerini anladım.” Bu sözlerde de anlaşıldığı gibi Montesquıeu toplumların işleyişinde belli düzenlilikler olduğunu görmektedir. Bu bağlamda Montesquıeu’nün Francis Bacon’ın doğanın işleyişinin yasalara bağlı olması anlayışından toplumların da işleyişinde yasaların olması gerektiği anlayışına geldiğini söylemekle konuya açıklık getirmemiz mümkün olabilir. Montesquıeu yukarıda bahsettiğimiz gözlemlerinin ardından ilkeler formüle ettiğini, daha sonra teke tek bireysel durumların bu ilkelere uygunluk gösterdiğini, tüm ulusların tarihlerinin bu ilkelerin bir sonucu olduğunu ve her bir özel kanunun diğerine veya daha genel bir başka kanuna bağlı olduğunu ileri sürmüştür. Özel olgular ise genel biçim ve eğilimleri anlaması için araç olmaktadırlar.

Montesquıeu sosyal biçimler kavramını ortaya çıkarmakla bugün ideal tip olarak adlandırdığımız biçimlerin kurucusu olmaktadır. Temel eseri olan “Kanunların Ruhu” ve diğer yazılarında politik ve sosyolojik tipler temelinde analizler bulunmaktadır. İdeal-tip karmaşık olan olguların anlaşılması için zihinsel bir araç olmaktadır.

Montesquıeu hükümet tiplerini şöyle belirlemiştir; Cumhuriyet, Monarşi ve Despotizm. Montesquıeu’ye göre bu tipler rastlantı sonucu ortaya çıkmış değillerdir; bunun yerine belirli toplumsal yapı özelliklerinin etkileri ile ortaya çıkmaktadırlar. Bu yapılar sadece politik ve sosyal fenomenleri ve sadece olguları incelediğimizde ortaya çıkmamaktadırlar. Çünkü bunların çok karmaşık ve çeşitli oldukları görülmektedir. Bu nedenle Montesquıeu ideal tip biçimlerini oluşturmak suretiyle birçok Cumhuriyet örneğinden Cumhuriyet hükümet biçimi tiplemesine, sayısız Monarşi örneği içinden Monarşi hükümet biçimi tiplemesine ulaşmayı amaçlamıştır. Peki bu tiplerin ardında yatan ilkeler nelerdir? Diğer bir deyişle bu tiplerin ortaya çıkmasına temel teşkil eden tipler nelerdir? Montesquıeu bunu Cumhuriyet’in erdeme (yasalara ve topluma bağlılık anlamında), monarşinin onura ve despotizminde korkuya dayandığı şeklinde açıklık getirmektedir.

Bu aşamada ideal tiplerin şu özellikleri tekrar vurgulanmalıdır ki; belirlenen bu tiplerin ideal anlamdaki niteliklerine tam anlamıyla uyacak gerçek hayatta bir hükümet biçimi bulunmamaktadır, ancak bu tipleri oluşturmanın amacı ise gerçek hayattaki biçimleri incelememize olanak sağlamakta oluşlarıdır.

Montesquıeu toplumdaki kurumları da birbirine bağımlı ve birinin diğeriyle karşılıklı ilişki içinde olduğunu ancak bütüne oluşturan toplumsal unsurlar ile bir bütünlük içinde bulunduğunu ileri sürmektedir. Bunu şöyle açıklamak mümkündür; eğitim , adalet,evlilik biçimleri ve aile, politik kurumlar toplum içinde sadece birbirleriyle karşılıklı etki içinde olmayıp bu kurumları belirleyen özellikler devletin temel biçimine de bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.

Buna göre Montesquıeu’da sosyal süreçler ve insanların kaderi rastlantılarla belirlenmemektedir. Örneğin Roma Medeniyeti üzerine çalışmasında fiziksel nedenler kadar kültürel nedenlerin de otorite sistemlerinin hatta medeniyetlerin yükselme, gelişme ve düşüşlerini nasıl etkilediğini göstermektedir. Montesquıeu iklim, toprak ve benzeri fiziksel şartların önemine dikkat etmesine rağmen o bunları sınırlayıcı unsurlar olarak değerlendirmektedir ve hükümet biçimlerini yasaları belirleyen sosyokültürel değişkenleri esas belirleyici olarak ele almaktadır.

Montesquıeu, geçmişte ve çağdaş toplumlarda kurumların çeşitliliğini belirleyen nedenlerin deneysel incelemesini yaptığında evrensel olarak var olan tek bir hükümet biçiminin olmadığını görmüştür. Bu nedenle politik kurumların ortaya çıktıkları toplumların özelliklerine uyum sağlaması gerektiğini ileri sürmüştür. Montesquıeu’yü çağdaşlarından tüm insanlar ve tüm toplumlar için evrensel olarak uygulanabilir yasalar yapılamayacağını ileri süren düşünceleri ile ayrılmaktadır.

Montesquıeu, yaşamı boyunca diğer ülke ve kültürleri merak etmiştir. Onun toplumlar ve kültürlere yönelik karşılaştırmalı yaklaşımında diğer incelemeleri yanı sıra seyahatlerinin de etkisi olduğu söylenebilir. Avrupa dışına hiç seyahat etmemiş olmasına rağmen, Avrupa ülkelerinden Almanya, Avusturya, İtalya, Hollanda’yı ziyaret etmiş, İngiltere’de iki yıl kalmıştır. İngiltere seyahati ona güçler ayrımı ilkesine dayanan yönetim anlayışını inceleme fırsatı sağlamıştır. Yine yabancı kültürlere olan ilgisi, hayal gücünü de kullanarak yazdığı “Acem Mektupları” adlı eserinde de göze çarpmaktadır. Bu eserinde iki İranlı gezgin kendi ülkelerindeki arkadaşlarına Fransız kurumları hakkındaki düşüncelerini aktarmaktadırlar. Böylelikle Montesquıeu kendi toplumunu başka birinin gözüyle nesnel olarak anlatarak karşılaştırma metodunu kullanmış olmaktadır. Böylelikle de insanların içinde yaşadığı toplumun kurumsal yapılarının göreceliğini ve çeşitliliğini ifade etmek istemiştir. Sosyoloji açısından önemi de burada yatmaktadır; hem karşılaştırmalı bir toplumsal inceleme, hem toplumun nesnel dışarıdan farklı bir bakış açısından anlatılmak istenmesi, hem de toplumsal yapıların farklılığını vurgulamış olmasıdır.

Montesquıeu’nün eserleri çağdaşlarının oldukça ilgisinin görmüştür. Bunun nedeni ise o döneme göre yeni sorular sorması, bunları yanıtlamada yeni varsayımlar uygulaması ve bütün bunlar yaparken de objektif bir tavır sergilemiş olmakla orijinal bir çalışma yapmasıdır.

Romalıların Büyüklük ve Çöküşleri Üzerine adlı eserinde de yenilikçidir, çünkü Roma toplumu ve kurumlarını sadece tasvir etmekle kalmamış, Roma medeniyetinin gelişme, yükselme ve düşüşüne ilişkin olarak bir teoride geliştirmiştir. Romalıların kurumlarını birbiriyle karşılıklı bağımlı ve ilişkili olmaları açısından incelemiştir. Romanın zafer ve fetihlerini belirli sosyal ve politik şartların etkisi açısından açıklamıştır. Onların bu başarısı ise, politik yapıda değişiklik yapmak gerektiğinde bunun sonuçlarının kaçınılmaz olarak toplumu düşüşe oradan da çöküşe götürmesinin sebebi olduğunu ileri sürmüştür. Romalılar bilindiği gibi Cumhuriyet hükümet biçiminden Monarşi’ye , ademi merkeziyetçi bir yapıdan merkeziyetçi bir yönetim geçmişlerdir. Sonuçtaki çöküş ise Montesquıeu’ye göre başlangıçta başarıyı getiren koşulların sonradan yok edilerek toplum yapısının değiştirilmesi olduğunu ileri sürmüştür.

MONTESQUIEU’DE TOPLUM SINIFLAMASI

Montesquıeu’de hükümet biçimlerinin cumhuriyet (aristokrasi ve demokrasi dahil), monarşi despotizm olarak ifade edilmesinde Aristoteles’de olduğu gibi sadece bir politik sistemi anlatmamaktadır, tüm toplumun yapısını da içine alarak bir sınıflama yapılmaktadır. Bu tipler Montesquıeu’de a priori olarak yani sadece düşüncede belirmemiş, gözlem ve incelemeler sonunda ortaya çıkmıştır. Onun bir çok toplumu incelemesi, tarihten ve gezginlerin açıklamaları ve kendi gezileri sınıflaması için deneysel materyal /malzeme olmuştur. Örneğin Montesquıeu Cumhuriyetten bahsettiğinde Yunan ve İtalyan site devletlerini yani Atina, Sparta ve Roma’yı kastetmektedir. Burada politik sistem ve diğer sosyal ve sosyal olmayan şartlar arasındaki bağıntı gösterilmektedir. Monarşi’den bahsedildiğinde ise, modern Avrupa’nın geniş devletleri örnek alınmıştır. Eski devirlerde de krallar vardır ama o dönemdeki yapı Montesquıeu için farklılık göstermektedir. Despotizm biçimi de birçok dönem ve toplumlarda diğer politik biçimlerinin bozulmasından ortaya çıkmıştır. Buna rağmen despotizm en normal biçimini doğuda bulmuştur. Böylelikle Montesquıeu, hükümet tiplerini belirlerken sadece hükümet biçimlerini göz önüne almamış bu durumun diğer şartlarla da karşılıklı ilişki içinde olduğunu anlatmak istemiştir. Bu şartlar içinde en belirgin olanı da o toplumun nüfus yapısı olmaktadır. Bunu şöyle anlatabiliriz:

Cumhuriyet biçimi, kasaba ve şehirlerde, en mükemmel olarak da nüfusu az olan yerleşim biçimlerinde görülmektedir. O toplumun nüfusu belirli bir düzeyde artınca da Cumhuriyet biçimi çökmekte. Despotik devlet anlayışı daha geniş toplumlarda (nüfusu fazla ve sınırları geniş) ortaya çıkmaktadır. Monarşi ise bu ikisinin arada bir yeredir. Nüfusu ve toprak genişliği Cumhuriyetten fazla ama despotizmden az olan yerlerde görülmektedir. Burada önemli olan bir diğer etki ise sosyal biçimlerin sosyal yapılara göre farklılaşmış olmadır. Cumhuriyet de tüm vatandaşlar eşit ve hatta birbirine benzerdir. Bu durum özellikle Montesquıeu’nün cumhuriyet içinde değerlendirdiği demokrasi içinde böyledir. Bir çeşit sosyal homojenlik vardır. Burada dayanışma vardır ve cumhuriyetin gücünü sarsacağı düşünülen servet ve zenginliğin kişiler elinde aşırı olarak artmasına sınırlama getirilmektedir. Demokraside genel refaha önem verilmektedir, böylelikle demokrasi göreli olarak daha küçük, eşitlikçi, benzerlik ve dayanışma ile karakterize edilebilmektedir. Bu durumun bozulmasında ise, demokrasinin itibarı düşerek aristokrasiye dönüşmektedir.

Monarşide sosyal sınıflar ortaya çıkmıştır; çiftçilik, ticaret, endüstri ve gittikçe artan karmaşık bir iş bölümü vardır bu ise genelde karmaşık bir tabakalaşma sistemi ortaya çıkarmaktadır. Monarşide görülen bu farklılaşmada sınıflar sadece monarkın gücünün sınırlamakla kalmaz, birbirlerinin gücünün de kontrol etmekte ve sınırlamaktadırlar. Her bir sınıf diğerinin daha güçlü olmasını engellemekte ama kendilerine ait çıkarların korunmasında daha ılımlı davranmaktadırlar. Monarşi, yapısal olarak karmaşık ,çeşitli derecelerde refah, güç, ve prestij, kişisel ilgi, sınıfsal ilginin olması nedeni ile toplum içinde kuvvetli güçleri ortaya çıkarmaktadır. Bireyler ve gruplar kişisel çıkarları uğruna toplumun genel refahını göz ardı etmektedirler.

Üçüncü tip olan despotizmde ise ya toplumun tüm düzeni sağlayan unsurları çok zayıflamıştır ve zorbaya karşı organize olmuş bir direnç gösterememektedirler ya da rejim demokrasi olmuştur ama, yasa koyucu kölelik şartlarında eşitlik uygulamaktadır.

Görülmektedir ki Montesquıeu hükümet biçimlerini sınıflarken sadece biçimleri birbirinden ayırmakla kalmamış aynı zamanda toplumun nüfusu açısından ve toplumsal yapısı açısından nasıl bu hükümet biçimleri ile uyumlu olduğunu göstermek istemiştir. Montesquıeu’nün toplumlar arası farklılık ve benzerlikleri dikkate alarak oluşturduğu sınıflama mantığı günümüzde de geçerliliğini sürdürmektedir. Ekonomik ve sosyal grupların karmaşıklığının artması, toplumsal tabakaların ortaya çıkması ve benzeri değişmeler politik yapıdaki değişimleri etkilemektedir. Cumhuriyetin var olduğu küçük bir toplumda özel mülkiyet hakkı az gelişmiştir, burada mantıksal olarak yüksek oranda bir dayanışma ortaya çıkmaktadır. Modern toplumda ise, karmaşık işbölümü, sınıflar ve özel çıkar gruplarının ortaya çıktığı bu toplum yapısında ise dayanışmanın daha az olduğu görülmektedir. Montesquıeu’ye gör toplumsal dayanışma modern toplumlarda farklı kaynaklara dayanarak ortaya çıkmaktadır. Burada dayanışma eşitlik ve benzerliğe bağlı olarak değil ancak birey ve grupları birbirine bağımlı yapan iş bölümüne dayalı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yaklaşımın daha sonradan Durkeim tarafından sınıflamasının yapılarak toplumsal dayanışma tiplerine bağlı olarak toplum tiplerinin belirlendiğini görmekteyiz.

Montesquıeu hükümet tiplerine bağlı olarak belirlediği toplum tiplerine bir dördüncüsünü de eklemiştir. Bu dördüncü tip, Montesquıeu’nün toplum tiplerini sınıflarken yararlandığı Aristo’dan farklılık göstermektedir. Böylelikle Bu tip Montesquıeu’nün orjinal katkısı olmuştur. Bu dördüncü tip, avcılık ve hayvan yetiştiriciliği yapan toplumları kapsamaktadır. Tipik olarak az bir nüfusu olan bu tipte insanlar ortak bir alanda yaşamaktadırlar. Yönetim yasalarla değil kuşaklarla aktarılan geleneklerle düzenlenmektedir. Montesquıeu bu tipi kendi içinde iki alt tipe ayırmıştır; Vahşiler ve Barbarlar. Vahşiler genellikle avcılık yapmaktadırlar, küçük, göreli olarak yerleşik olmayan gruplardır. Barbarlar ise, hayvan yetiştirme ile uğraşmaktadırlar ve göreli olarak yerleşik bir hayat sürdürmektedirler. Bu ayrımlar bugün geleneksel yapıda olan toplumların farklılıklarını belirtmek için kullanılmaktadır.

MONTESQUIEU’DE YASA KAVRAMI

Montesquıeu’nün düşüncelerinin orjinalliği iki alanda ortaya çıkmaktadır; toplumları tiplemeler şeklinde sınıflandırmak suretiyle tüm önemli yönlerini karşılaştırmıştır. İkincisi ise, yasaları incelemiştirki bunları nesnelerin doğasından ortaya çıkan zorunlu ilişkiler bağlamında ele almıştır. Doğada olduğu gibi toplumda da toplumun işleyişini açıklayan yasalar bulunabilir düşüncesinden hareketle, toplumsal alanda yasaların toplum tiplerini bağlı olarak ortaya çıktığını ileri sürmüştür. Böylelikle cumhuriyetin kanunları monarşiden ayrılmaktadır. Toplum biçimleri daha öncede belirttiğimiz gibi bazı şartlara bağlıdır, bunlardan en önemlisi ise toplumun nüfusudur. Cumhuriyetin az bir nüfusu ve göreli olarak dar bir sınırı vardır. Topluluğun işleri her bir vatandaş tarafından bilinmektedir, toplumsal refah düzeyindeki farklılıklar ya azdır ya da hiç yoktur, yani toplumsal şartlar aşağı yukarı her vatandaş için aynıdır. Hatta topluluğun lideri de sınırlı bir otoriteye sahiptir, eşitler arasında birinci gibi görülür. Ancak toplumun nüfusu arttığında ise, coğrafi sınırlar genişlemiştir, toplumun tüm görünümleri de buna bağlı olarak değişmektedir. Birey artık tüm toplumda olup biteni değil de sadece kendi sınıf ve grubunda olup bitenleri algılayabilmektedir. Artan tabakalaşma farklı bakış açılarını ortaya çıkarmaktadır, özel mülkiyete sahip olmakla ortaya çıkan farklılıklar, politik güce sahip olma bakımından büyük eşitsizlikler ortaya çıkarmaktadır. Artık bu toplum tipinde lider herkesin üstünde duran kişi olmaktadır. Böyle değişiklikler olduğu zaman ise Montesquıeu cumhuriyetten monarşiye geçildiğini değişmenin böyle devam etmesi halinde ise despotizme gidileceğini ileri sürmüştür. Bu aşamada ise gerekli olan sadece kitlelerin kontrol edilmesidir . Montesquıeu böylelikle toplum yapısının toplumdaki demografik ve sosyal değişkenlerle belirlendiğini ortaya koymaktadır. Toplumun nüfusunun artması ve coğrafi sınırların genişlemesi anahtar değişkenler olmaktadır ve toplumun tüm görünümlerini değiştirme gücündedir . Örneğin iş bölümü ve özel mülkiyetin artması cumhuriyetten monarşiye geçmekle birlikte olmaktadır, çünkü karşılıklı bağımlılık içindedirler.

Montesquıeu’nün teorisi hakkındaki geleneksel yorumlar, onun sosyal değişkenlere nazaran diğerlerine yani; coğrafya, topografya,iklim, denize yakınlık ve benzeri olan değişkenlere daha fazla ağırlık verdiğini iddia etmektedir, oysa Montesquıeu bu faktörleri toplumun yapısına etki eden sınırlayıcı faktörler olarak ele almıştır. Bunlar ayırd edici özelliklerdir, olmaları ya da olmamaları toplumu belli yönlere götürmektedir. Daha önce de bahsettiğimiz gibi bu faktörler Montesquıeu’de sosyal faktörlere nazaran daha az önem taşımaktadırlar.

Montesquıeu’de görülen sosyolojik yaklaşımın bir diğeri ise toplumun tüm kurumlarını ele alıp gelenek ve yasaların analizi yapmaktır. Gelenekler, var olan toplumsal durumdan kendiliğinden oratay çıkarken yasalar ise yasa koyucu tarafından resmi bir biçimde uygulamaya konulmaktadır. Yasalar; açık açık belirlenmiş ve devlet tarafından onaylanmış buyruklar iken gelenekler ise bir yasa tarafından uygulanması zorunlu kılınmayan, saygı gösterilmemesi halinde ise verilecek cezaların yasalar ile öngörülmemiş olduğu olumlu ya da olumsuz buyruklardır. Diğer bir deyişle yasalar vatandaşların, gelenekler ise insanların davranışlarını düzenlemektedir.

Montesquıeu’de üzerinde duracağımız bir konu onun ulusun genel düşüncesi olarak tasvir ettiği kavramdır. Ulusların genel düşüncesi/esprit; belirli bir coğrafyanın ve tarihin yarattığı bir topluluğun varoluş, davranış, düşünüş ve hissediş biçimidir. İnsanları pek çok şey yönetmektedir; iklim, din, yasalar, yönetim biçimi, geçmişten alınan dersler, ahlak kuralları gibi. işte bütün bunların sonucu olarak genel bir anlayış ortaya çıkmaktadır.

Montesquıeu’nün düşünceleri günümüz sosyolojisinin öncülü olması nedeni ile önemli görülmektedir. Ancak toplumda değişim konusuna hiç değinmemiş olması ile, yine toplumsal tiplerini belirlemekte kullandığı toplumsal yapıların sadece yaşadığı dönemi kapsaması nedeni ile, eş zamanlı konuları incelemiş olması ile eleştirilmiştir.

Reklamlar

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: